Towards a Humanitarian Typology, Kenneth Feinstein

Kenneth Feinstein

 

One thing that fascinates us about photography is that it is based on facts. In order for the image to exist, the object must be in front of the photographer of that person. Rosalind Krauss calls this a "index"; Pointing to something that really exists. In this sense, the presentation of the evidence of the truth brings the photograph into close relation with science. We use images as proof of the physical world. Image groups can be used to understand basic patterns. This typology has been used by scientists and pseudo-scientists since the 19th century. Artists, especially August Sander, understand the importance of topological approaches to photography as a way of speaking about how we perceive our society. Bernd and Hilda Becher's recent works led the movement of photographers combining scientific research with conceptual art. It is also allowed for audiences to make their own deductions from the structure while giving them the imagery that presents the world in a scientific aesthetic.

 

That kind of study which carried to us from science is the observation. Observing the appearance and making inferences based on the observed data. This brings us to Volkan Kızıltunç's work. The photographer's photography and video work are due to this observation. Kiziltunc uses  typological model to investigate how we interact within the circle. Having set out from the "objective" composition of the Becher school, the artist very much likens to portraits, offering images of the subject directly in front of us. Bechers uses this explicit presentation to show a single object by itself; Candida Höfer gives an environment as an isolated singularity. In the photo sequence called [in] the Threshold, Kızıltunç is very conscious about preserving the context in which the object and the people inside.This study is in the form of typology; but they start to move in a new direction. The images focus on objects not the people. Similar to Bechers, a single object is in the middle for us to focus. Unlike Bechers, the object is represented in an urban context. Unlike Höfer or Gursky, the environment shown is not claustrophobic. Kızıltunç has begun to use typology in a different way,  towards the world's more humanitarian aspect.

 

This is especially true for Kiziltunç's “Unspectacular” video. In this work, artist shoots one minute video portraits of different people in their own environment. Unlike Warhol's video portraits, these portraits are not about confrontation, but the shot is wide enough to allow us to see people in their own surrounding. The interesting thing is that since the videos are only held for one minute, tpeople feel like they are posing for a photographer. The photographer, makes the difference between the still and the video portrait unclear for both the viewer and the poser. The poser is not aware that they’re being shot by video but to poses for an image. The viewer thinks first that he is confronted with a static image; But as we watch it, the movement becomes noticeable. “Unspectacular”, points to the main problem of portrait photography. Can we understand a person only by perceiving their outer appearance? The typological approach to photography is only meaningful in the form of series. One single sample is meaningless, but an image sequence can give us information. Humanity of people are secondary; and our inferences are expected to be generalizations. Typologies have been used to confirm racial and class prejudices. As in the works of pseudo-scientists such as Casale Lombroso, who believes that criminals can be identified from their physical appearences are examples of this situation. Even in the work of August Sander's People of the 20th Century, people are not classified by who they are as individuals but what they represent. But by the end of the day, typology  expects to examine the image sequences. There is no importance of a single object or an inndividual person. At this point, such works creates problems for art. If individual icons are meaningful; but not worthy enough to being recorded,so what we have it in our hands? It is an artistic context; or is it a scientific context? If we’re talking about the second one, is it expected that we should appreciate the humanity of the people? If the reason for the work is typology only, it is the job of the viewer to find the person in the work, despite the artist. Taking the form of the scientific one, the artist abstracts itself from the singularity of the subject. The person in the photo had tried to escape from the responsibility for the other.

 

Bechers and his students tried to avoid this problem by avoiding individuals in their work. Thus, they tried to ignore the responsibility of the photographer against the person being photographed. In “The Unspectacular”, Kızıltunç pointed directly at this problem. The artist presents persons with their contextes. He allows us to look at us in the form of a mutual conversation. We look at how they move, how they carry themselves in their bodies, and we grasp them as individuals. Even though we see them collectively in relationship with these people, the typological nature of the sequence has shaken. Typologies are depend on the idea of continuity, and reject the idea of ​​singularity. A typology, a generalized form, should round out details to find a breed. When we are faced with the individual in the typological sequence, we have to either ignore the singular or look at the type to see the type. “The Unspectacular” causes us to do the second one. It is the individual that we are in relationship with. We are required to establish a relationship with them and accept them in their humanity. They look at us, we look at them. They do not expect anything from us except to be seen. We are presented with them as the other: as the one we need to undertake and to deal with. Kızıltunç presents the people we have transformed as a typological ecole. This is where your power lies. They present themselves to us as a series of individual videos on a single screen, individually displayed as short clips or on multi-screens where the figures are displayed in full size, and we expect to see them as the face of the truth behind the self. Finally, the work smashes the shape of its form.

 

Kenneth Feinstein is a teorician, writer and curator and an Associate Professor at the Centre for Research-Creation in Digital Media at Sunway University in Kuala Lumpur, Malaysia.

 

 

İnsancıl Bir Tipolojiye Doğru İlerlemek

Kenneth Feinstein

 

Fotoğraf hakkında bizi büyüleyen şeylerden biri gerçeklere dayalı olmasıdır. İmgenin var olabilmesi için o kişinin fotoğraf makinesinin önünde olması gerekmektedir. Rosalind Krauss bu durumu işaret [index] olarak adlandırır; gerçekte var olan bir şeye işaret edilmesi durumu. Bu anlamıyla gerçeğin kanıtının sunulması, fotoğrafı bilimle yakın ilişki içerisine sokar. İmgeleri, fiziksel dünyanın kanıtı olarak kullanırız. İmge grupları, temel kalıpları anlamak için kullanılabilir.  Bu tipoloji, 19. yüzyıldan bu yana, bilim insanları ve sözde-bilim insanları tarafından kullanılmaktadır. August Sander başta olmak üzere sanatçılar, toplumumuzu nasıl algıladığımız hakkında bir konuşma yöntemi olarak, fotoğrafta topolojik yaklaşımların önemini anlamışlardır.  Yakın zamanda Bernd ve Hilda Becher’in çalışmaları, bilimsel araştırma ile kavramsal sanatı birleştiren fotoğrafçılar hareketine önderlik etmiştir.  Bilimsel görünen bir estetik içerisinde dünyayı bize sunan imgeler verilirken, izleyicilerin yapıttan kendi çıkarımlarını yapmalarına da izin verilir.

 

Bu çeşit bir çalışmanın bilimden bize taşıdığı, gözlem edimidir. Görüngüleri gözlemleyebilme ve gözlenen verilere dayanarak çıkarımlar yapma. Bu bizi Volkan Kızıltunç’un çalışmalarına getirir. Sanatçının fotoğraf ve video çalışmaları bu anlamda bir gözlemden kaynaklanır. Kızıltunç, çevremiz içinde nasıl etkileşim kurduğumuzu araştırmak için tipolojik modeli kullanır. Becher ekolü “nesnel” kompozisyondan yola çıkan sanatçı, portre fotoğrafına çok benzer bir şekilde öznenin dosdoğru karşımızda olduğu imgeler sunar. Becherler bu apaçık sunumu tek bir nesneyi tek başına göstermek için kullanırken; Candida Höfer, bir çevreyi yalıtılmış bir tekillik olarak verir. Kızıltunç, Eşik(te) adlı fotoğraf dizisinde, nesnenin ve kişilerin içinde bulunduğu bağlamı koruma konusunda çok bilinçlidir.  Bu çalışma, tipoloji biçimi içerisindedir; ancak yeni bir yöne doğru hareket etmeye başlar. İmgeleri, kişilere değil; nesnelere odaklanır.  Becherlere çok benzer şekilde, tekil nesne odaklanabilmemiz için ortadadır.  Becherlerden farklı olarak ise nesne, kentsel bir bağlam içinde gösterilir. Höfer’den veya Gursky’den farklı olarak, gösterilen çevre klostrofobik değildir.  Kızıltunç tipolojiyi farklı bir biçimde, dünyanın daha insancıl görünümüne doğru kullanmaya başlamıştır.

 

Bu durum, Kızıltunç’un Göz Kamaştırmayan adlı videosu için özellikle doğrudur.  Bu çalışmasında sanatçı, farklı kişilerin kendi çevreleri içinde birer dakikalık video portrelerini çeker. Warhol’un video portrelerinden farklı olarak bu portreler, yüzleşmeyle ilgili değildir ve çekim, kişileri kendi dünyalarında görebilmemizi sağlayacak şekilde geniş açılıdır. İlginç olan şudur ki videolar yalnızca bir dakika uzunluğunda tutulduğu için poz veren kişiler, bir fotoğraf için poz veriyormuş gibi hissederler. Fotoğraf sanatçısı, hem izleyici hem de poz veren kişi için, durağan ve video portre arasındaki farkı belli belirsiz tutar.  Poz veren kişi, videoya alındığının farkında değildir; fakat bir imge için poz vermektedir. İzleyici, öncelikle durağan bir imgeyle karşı karşıya olduğunu düşünür; ancak izledikçe hareketi fark eder. Göz Kamaştırmayan, portre fotoğrafçılığının temel sorununa işaret etmektedir. Bir kişiyi yalnızca dış görünüşünü algılayarak anlayabilir miyiz? Fotoğrafa tipolojik yaklaşım ancak diziler halinde anlamlı olur. Tek bir örneğin anlamı yoktur; ancak bir imgeler dizisi bize bilgi sağlar. Kişilerin insanlığı ikincildir; çıkarımlarımızın genellemeler olması beklenir. Tipolojiler, ırksal ve sınıfsal önyargıları doğrulamak için kullanılmışlardır. Fiziksel tiplerinden suçluların tanımlanabileceğine inanan Casare Lombroso gibi sözde-bilim insanlarının çalışmaları bu duruma örnektir.  August Sander’ın 20. Yüzyılın İnsanları adlı çalışmasında bile insanlar, kişi olarak kim olduklarıyla değil neyi temsil ettikleriyle sınıflandırılır.  Ancak günün sonunda tipoloji, imge dizilerini incelememizi bekler. Tek bir nesnenin veya kişinin bireysel önemi yoktur. Bu noktada, böyle çalışmalar sanat için sorun yaratır.  Eğer tek tek imgeler anlamlı; fakat kayda alınmaya değer değillerse, elimizde sanatsal mı; yoksa bilimsel bir bağlam mı kalır? Eğer elimizde kalan ikincisiyse, kişilerin insanlığını takdir etmemiz beklenir mi? Çalışmanın nedeni yalnızca tipoloji olursa, çalışmadaki insanı bulmak sanatçıya rağmen izleyicinin işi olur. Bilimsel olanın biçimini alarak sanatçı, kendisini öznenin tekilliğinden soyutlamıştır. Fotoğrafta bulunan, ötekine karşı sorumluluktan kaçmaya çalışmıştır.

 

Becherler ve öğrencileri, çalışmalarında bireylerden sakınarak bu sorundan kaçınmaya çalışmışlardır. Böylece, fotoğrafçının, fotoğraflanana karşı olan sorumluluğunu göz ardı etmeyi denemişlerdir. Göz Kamaştırmayan’da Kızıltunç, bu soruna doğrudan işaret etmiştir. Sanatçı, kişileri bağlamlarıyla birlikte sunar. Bir karşılıklı konuşma biçiminde bize bakmalarına izin verir. Biz onların nasıl hareket ettiklerine, bedenleri içinde kendilerini nasıl taşıdıklarına bakarız ve bireyler olarak onları kavrarız. Bu kişilerle ilişki içinde olduğumuz için onları topluca görsek de dizinin tipolojik doğası sarsılır. Tipolojiler, devamlılık fikrine bağlıdır ve tekillik fikrini reddeder. Bir tipoloji, genellenmiş bir biçim, bir cins bulmak için ayrıntıları yuvarlamalıdır.  Tekille, tipolojik dizideki bireyle karşı kaşıya kaldığımızda, tipi görmek için ya tekil olanı göz ardı etmeliyiz ya da tipi aramaktan vazgeçmeliyiz.  Göz Kamaştırmayan ikincisini yapmamıza neden olur.  İlişki içerisinde olduğumuz bireydir. Onlarla bir ilişki kurmamız, onları insanlıklarında kabul etmemiz istenir. Onlar bize bakar, biz onlara bakarız. Onlar görülmenin dışında bizden bir şey beklemezler. Biz, onlarla öteki olarak sunuluruz: Üstlenmemiz ve meşgul olmamız gereken bir diğeri olarak. Kızıltunç, bizim gösterene dönüştürmediğimiz kişileri tipolojik ekolün yaptığı gibi sunar. Burası işin gücünün yattığı yerdir. Tek bir ekranda, tek tek kısa klipler olarak art arda gösterilen veya çoklu ekranlarda figürlerin tüm beden gösterildiği bir dizi tekil video olarak bize kendilerini sunarlar ve onları öteki, kendiliğin ardındaki gerçeğin yüzü olarak kabul etmemizi beklerler. Sonunda yapıt, yapıldığı biçimi parçalar.

 

Sanatatak, 10/09/2013